Oysa ne kadar çok bilmeyi isterdim, Filyosun 1930'lardaki halini.
Ne yazık ki, 1940 öncesi tam bir boşluk. O döneme ait sağlıklı bir bilgi yok elimizde. Var olan birkaç fotoğraf ta fazla bir şey anlatmıyor.
O yıllarda Filyos'un cennet gibi bir belde olduğuna eminim. Pırıl pırıl parlayan geniş ve uzun kumsalı, masmavi denizi, yemyeşil ormanlarıyla ne kadar güzel bir yerdi kimbilir.
Kalkınmanın zorunluğu nedeniyle çevreye kurulan bir çok sanayi tesisi bile bu güzelliği 70 yıldır yerinden söküp atamadı.
Ama insanlar? İnsanlar, Filyos'a o kadar çok zarar verdiler ki, saymakla bitmez.
Ağaçları onlar kestiler, balıkları onlar yok ettiler, çirkin binaları onlar kurdular, tarihi eserleri onlar çaldılar, sahildeki çakıl ve kumu onlar sattılar.Üstelik hala zarar vermeye devam ediyorlar. Nasıl zarar vereceklerinin planlarını yapıyorlar.
Filyos'u elbirliğiyle katleden insanlardır, fabrikalar değil. Bu yüzden işlenen cinayetin boyutları -neyse ki- küçüktür.
İnsanlar uğraşmışlar, uğraşmışlar, Filyos'a ancak bu kadar zarar verebilmişlerdir. Bu, telafi edilebilir bir zarardır. Ama bir yere kadar. Zararın telafisi imkansız yönleri de vardır. İşlenen cinayet, bazı değerleri tamamen ortadan kaldırmıştır..
1940'larda Filyos sahillerinde yaşayan büyüklerimizin işledikleri bu cinayetle, bir daha asla geri getiremeyecek biçimde neyi yok ettiklerini öğrenmek için aşağıdaki satırları dikkatle okuyalım:(*)
“1940 yılları olacak, haşarılığımın doruk yaptığı çocukluğumda, ‘Ay balığı-ayı balığı’ diye haykırarak, şimdiki Adliye binasının önüne, deniz kenarındaki kayalıklara çıkmış fok balıklarınıseyretmeye koştururduk. Eski Hükümet Konağı’nın arkası çocuk bahçesi, sahili de yüzlerce sandalın çekek yeriydi. Ayrıca Kömür Şirketi’nin maden direği yığılıydı. Denizin suyu simsiyahtı. Pırtık giysilerimizi dirseklerin arasına sokuşturur, donla oynar-yüzerdik. Foklar, bazen kefal yemeye sahile gelir, kocaman kocaman gözleriyle insanlara bakar, bıyıklarını oynatırlardı. Eşli dolaşır, bir adet yavrusu olurdu. Onlar da insanları seyrederdi. Bunlar memeli balıklarmış, irisi 100kg kadar çekermiş. Esas üredikleri ve barındıkları yer Filyos’muş. Kayalıklara çıktıklarında, bazı muzur balıkçılar ‘fışt fışt’ diye seslenince ürkerlerdi. Gaddar insanoğlu, kimini canlı yakalayıp sattı, kiminin derisi ve yağı için öldürdü. Sahilimizde kökünü kuruttular."
Gördünüz değil mi dostlar? Fokların üredikleri ve barındıkları yer neresiymiş?
Aaah ah. Bu yazıyı okuyunca içim acıdı.
Nasıl da yok etmişiz o güzelim hayvanları? Nasıl da gerçek anlamıyla katletmişiz doğayı, elbirliği yaparak.
Şimdi kara kara düşünüp "turizm, turizm" diye inlerken, meğer dünyanın en büyük fırsatlarından biri elimizdeymiş.
........
İnsanlar fabrikalardan daha zararlı. Bu kesin.
Fabrikaları kontrol edebilirsiniz. İnsanı ise asla durduramazsınız. Bildiğini okur.
(*)Hüseyin Şeker, Kestane ve Palamut, Pusula, 03 Ekim 2012
Yazının tamamı için Link:http://www.pusulagazetesi.com.tr/sitem.php?hayns=2&yazilim=makaleler&osmanli=yazar&id=3520#.UlRtnGkCBDM.facebook
0 yorum